Yahudi Soykırımı

Nazi Soykırımı, Yahudi Soykırımı, Holokost (Yunanca: yanıp kül olan), ya da Shoa (İbranice: Felaket), Almanya'nın Nazi döneminde yaklaşık 6 milyon Yahudinin sistemli bir şekilde öldürüldükleri katliama verilen isimdir. Yahudilerin yanında Sinti, Roman, Yenişler ve diğer "Çingene" denilen insanlar, özürlüler, homoseksüeller, Yehova'nın Şahitleri, entellektüeller, savaş tutsakları, Lehler ve diğer Slavlar da bu katliamın kurbanları olmuşlardır.

Nazi Soykırımı, Yahudi Soykırımı, Holokost (Yunanca: yanıp kül olan), ya da Shoa (İbranice: Felaket), Almanya'nın Nazi döneminde yaklaşık 6 milyon Yahudinin sistemli bir şekilde öldürüldükleri katliama verilen isimdir. Yahudilerin yanında Sinti, Roman, Yenişler ve diğer "Çingene" denilen insanlar, özürlüler, homoseksüeller, Yehova'nın Şahitleri, entellektüeller, savaş tutsakları, Lehler ve diğer Slavlar da bu katliamın kurbanları olmuşlardır.

Bu insanların neredeyse hepsinin öldürülme nedeni, Nazi döneminde doruğuna varmış olan Yahudi nefretinin ve Nazi ırkçılığı görüşüne göre "yaşamaya hakkı olmıyan alt-sınıf insanlar" olarak görülmüş olmalarıdır.

Tarih

1933 yılında Yahudilerin haklarının azaltılması ile adım adım başlıyan felaket, sonunda Nazi hükümetinin eline geçirebildiği bütün Avrupa Yahudilerini katletmesi ile sona ermiştir. Bu süreç kaba şekilde üç döneme ayrılabilir:
  • Yahudilerin hakları ellerinden alınması ve yüksek görevlerden uzaklaştırılmaları.
  • Yahudilerin mallarının ve mülklerinin ellerinden alınması, ve Getto'larda yaşamaya zorlanması.
  • "Nihai çözüm", toplanıp, ölüm-kamplarına götürülmeleri ve orada sistemli olarak büyük kapsamlı bir şekilde Gaz-odalarında ya da farklı şekillerde öldürülüp cesetlerinin yakılması.

    1933-1939 döneminde Yahudilere karşı uygulamalar

Adolf Hitler'in 1933 yılında başa geçmesi ile birlikte, Yahudilerin haklarının kısıtlanması uygulamalarına başlanmıştır. Hitlerin NSDAP partisine ait SA organizasyonu, Yahudi memurların ve Yahudi hukukcuların görevden alınmalarını sağlamıştır ve 1 Nisan 1933 Alman halkını Yahudi dükkanlarına karşı boykotta çağırmışdır. Bu Boykot, Yahudi dükkanlarının harab edilmesi, yağmalanması ve sahiplerinin dövülmeleri ile sonuçlanmıştır.

1935 yılında yahudilerin durumu tekrar daha da kötüleşmiştir; Yahudilere doktor, eczacı, asker ve birçok diğer meslekleri yapmak yasaklanmıştır. 1935 yılının Haziran ayında Berlinde tekrar Yahudi dükkanlarının harab edildiği bir ayaklanma gerçekleşmiştir.

1935'in Eylül ayında "Nürnberg kanunları" çıkarılmıştır. Bu kanuna göre, Ari ırkdan olmayanlar "alt-sınıf"-insandırlar, ve ari-ırkına ait insanlar ile evlenmeleri yasaklanır.

1936 yılında Berlin'de yapılan Olimpiyatlar ve bütün dünyanın dikkati Almanya'ya yönelmesi sayesinde kısa bir süre için Yahudi nefreti, dolayısıyla anti-semitik uygulamalar arka planda kalır. 1938 yılından itibaren ama eskisinden daha şiddetli bir şekilde geri döner. 5 Ocak 1938'de Yahudileri tipik bir Yahudi ön ve soyadı taşımaya mecbur kılan yeni bir yasa çıkarılır. Yahudi olan bir kimse artık devletden sosyal yardım alamaz. Yahudilere birçok diğer meslekler yasaklanır. Yahudi öğrenciler Alman öğrencilerden ayrılırlar. Berlinde 1600 yahudi toplanılır ve kapalı kamplara götürülür. Bunun haberi yayıldığında Yahudilerin işsizlerinden ve en fakirlerinden bir kısmı yurtdışına göç eder. Kısa bir zaman sonra Yahudilerin kaçmaları da zorlaşır. Birçok ülkeler Yahudi göçmenleri geri çevirmeye başlar.

NSDAP 1938 yılının kasım ayında birçok ayaklanmalar organize eder. En şiddetli ayaklanma 9-10 Kasım'da gerçekleşen "Kristal-gecesi"'dir. Bu ayaklanmada yüzlerce yıllık sinagoglar, Yahudilerin dükkanları, evleri ve diğer mülkleri yakılır ve tahminen 400 yahudi öldürülür. Diğerleri dövülür ve aşağılanır. Bundan sonraki birkaç gün içinde 36.000 Yahudi toplama kamplarına taşınılır.

Bu ayaklanmaların amacı, aslında halkın ne türlü bir tepki göstereceklerini tespit etmektir. Hitler'in sağ kolu Goebbels bu ayaklanmalardan sonra gazetelere su başlığı bastırır; "Halkın ruhu kaynadı ve sonunda taştı". Bundan sonra Yahudilerin bazı diğer hakları da ellerinden alınmıştır. Artık Yahudilere ticaret yapmak ve birçok diğer şeyler yasaklanır. Artık bir yahudi sırf işci olarak çalışabilir. Bütün Yahudi dernekleri bir çatı altında toplanmaya zorunlu tutulur.

1939: Sistemli katliamın başlangıcı

II. Dünya Savaşının başlaması ile birlikte, 1 Eylül 1939'da asıl Yahudi-soykırımı başlamıştır. Bütün Yahudilerin soyunu tüketme kararının 1941 yılının Ekim ayında mı yoksa yaz zamanında mı verildiği konusunda tarihciler aynı fikirde değillerdir. Adolf Hitler aslında bu kararını 1925 yılında yazdığı "Mein Kampf" adlı kitabında çoktan açıklamıştır. "" target="_blank">[1]] 1939 yılında Almanya'da bulunan bütün Yahudileri toplayıp Polonyada gettolara yerleştirilmeleri kararı verilmiştir. 1940 yılında Polonyadaki gettoların sayıları hızla artmaya başlar. Bu gettolarda açlıktan, soğuktan ve salgınlardan çok insanlar ölürler. Gettolarda ölüm artık o kadar doğal bir şeydir ki kaldırımlarda açlıktan ölmek üzere yıkılan insanlarla ve yığılı duran cesetlerle kimse ilgilenmez.

9 Ekim 1941den itibaren bütün Yahudilerin iyi görünür bir şekilde bir Yahudi-yıldızı sembölü taşımaları zorunlu kılınır. Hala Almanya'da yaşıyan son Yahudilerin evlerine "Burda bir Yahudi oturuyor" diye bir yazı ya da bir David-yıldızı resimi bırakılır. O zamana kadar rahat bırakılmış 65 yaş üzerinde olan Yahudiler de kamplara götürülürler. 19 Ekim 1941'den sonra medyaya bu konu hakkında haberler yayınlamak yasaklanılır. Almanya'daki son Yahudilere Et, buğday, süt, bal gibi gıdalar verilmesi yasaklanır. Artık hasta yahudilere ilaç vermek yasaklanır. Yahudilerin bir mahkemeye başvurma haklarıda ellerinden alındıktan sonra, artık Almanya'da kalan en son yahudiler avlanmayı bekliyen kurbanlardan bir farkı kalmaz.

Ölüm kampları

İlk ölüm kampı 1933te Münih yakınındaki Dachau kentinde inşa edilmişti. Bu kamp ilk başta sırf siyasi tutukluları ortadan kaldırma amacıyla inşa edilmişti; yani Nazi-Hükümetini rahatsız eden Komünistler, Sosyaldemokratlar, Pasifistler, Solcular ve diğer Entellektüeller.

Daha savaşın en başlarında Polonyada uygulanan toplu halde kurşuna dizmeli katliam şekli, Nazilerin görüşüne göre çok az etkiliydi ve bu yüzden büyük kapsamlı bir "Temizleme" için, yeni yöntemler aranmaya başlandı. 1941 yılının sonbaharından itibaren "Gazlama-Kamyonları" kullanmaya başlamışlardı. Bu kamyona başka bir kampa götürüleceklerini sanan Yahudileri doldurulduktan sonra, Kamyonun eksoz dumanı Kamyonun arka kısmına bağlıyorlardı ve bu yolla kamyondaki Yahudilerin eksoz gazından boğulması sağlanıyordu.

1939-41 yıllarında, Ruhsal ve bedensel engelliler, sabit "Gaz-odalarına" Kamyon eksozu bağlanarak öldürülüyorlardı. Katliamın bu döneminde, engelli kurbanların üzerinde Nazi-doktorlar bir sürü yeni öldürme metodları denemişti. Bu deneylerde kazanılan tecrübeler katliamın devamında Nazilerin çok işine yarıyacaktı.

Kamyon eksozu ile öldürme metoduda Nazilerin beklentilerini tatmin etmeyince, nihayet Fabrika usulu bir öldürme endüstrisi kurulmaya başlandı. Bu biçim "Öldürme-Fabrikaları" bu yerlerde inşa edildi:

Artık hayvan Vagonları Yahudiler ile doldurulup bu Fabrikaların içine kadar Tren ile götürülüyorlardı. Duş odası görünümüne sahip olan Gaz-Odalarına Yahudiler fazla itiraz etmeden toplu halde giriyorlardı. Böylece rahatlıkla, en etkili öldürme gazı olan Züklon B gazını bu odalara pompalayıp, öldürülebiliyorlardı. Bu gaz 20 dakika süren çok eziyetli bir ölüme yol açıyordu. Sonra bu cesetler, sırf bu amaç için üretilmiş olan firinlarda yakılıyorlardı. Ölenlerin şahsi eşyaları, altın dişleri, elbiseleri, ayakkabıları, saçları ve hatta vücut yağları endüstriel kullanılıyordu.

Ayrıca kurbanların üzerinde, Alman doktorları ve bilim adamları sınırsız deney imkanı bulmuşlardı. Örneğin insanlar, fazla yüksek veya fazla düşük basınçlı odalara kapatılıp, hava basıncının insan üzerinde etkileri araştırılıyordu, buzlu suya sokulup ne zaman öldükleri araştırılıyordu, bakterilerle enfekte edilip etkileri izleniyordu, ve yeni ameliyat yöntemleri deneyleri yapılıyordu. Bu deneylerle en meşhur olan Alman doktor Josef Mengele olmuştur. Ne yazık ki bütün dünya bugüne kadar bu insanlık dışı deneylerin tecrübelerinden, tıp, silah teknolojisi, uzay teknolojisi ve diğer alanlarda hala faydalanmaktadır.

Hatta daha sonralarda Polonya'da bu kamplarda yakılan Yahudiler'in küllerinden bir fal da türemiştir. Bu fal inancında yanmış küllerden kişinin koluna evlenileceği insanın isminin yazıldığına inanılmaktadır. Bu fal hala günümüzde de sürmektedir.

Katliamın bilançosu

En büyük ölüm-kampı olan Auschwitz-Birkenau'da tahminen 1.100.000-1.500.000 insan öldürülmüştür. Bunlardan yaklaşık bir milyonu Yahudiydi. Modern bilimin en güvenilir kaynaklara dayanarak verdiği kurban sayılarına göre toplam en az 5,29 milyon ve en fazla 6 milyondan fazla Yahudi, ölüm kamplarında ve toplu kurşuna dizilmelerde öldürülmüştür. Ölüm kamplarına getirilenlerin sayıları öldürülmelerinden önce hiçbir yerde toplanılmadığı için günümüze kadar daha ayrıntılı bir sayı ortaya koymak malesef mümkün değildir. "Soykırımın boyutları" adlı kitabın verdiği sayılara göre, kurban sayılarının bölgesel dağılımı şöyledir (Nazi yönetimi altında olan dönemlerinde):

Arnavutluk | 600 Bulgaristan | 11.000 Danimarka | 161 Almanya | 165.000 Fransa ve Belçika | 32.000 Yunanistan | 60.000 Italya | 7.600 Yugoslavya | 55.000 – 60.000 Lüksemburg | 1.200 Hollanda | 102.000 Norveç | 735 Avusturya | 65.000 Polonya | 2.700.000 Romanya | 211.000 Sovyetler Birliği | 2.100.000 – 2.200.000 Çekoslovakya | 143.000 Macaristan | 502.000

Soykırım İnkarcılığı

Dünyanın birçok ülkesinde Yahudi Soykırımın'ı tartışmaya açmak suçtur. ABD'deki nefret yasaları gereği Yahudi soykırımın tartışmak toplumdaki nefreti artıracağından bu konuyu tartışmak yasaklanmıştır. George W. Bush bütün dünyada, Yahudi soykırımının tartışılmasının yasaklanması gerektiğini söylemiştir.

Avrupa'da ise bir İngiliz yazar Yahudi soykırımının çok büyük çaplı olmadığını ölen birçok Yahudinin tifo gibi hastalıklardan öldüğünü söyleyip, Almanya'nın hiçbir kampında gaz odasının bulunmadığını iddia ettiği için 3 yıl hapse mahkum edilmiştir. Bazı basın kurumları tarafından bu ceza batının ikiyüzlülüğünün bir kanıtı olarak gösterilmiş ve ifade özgürlüğüne aykırı bulunmuştur.

İran cumhurbaşkanı Ahmedi Necad ise Yahudi Soykırımı'nın, Yahudileri Filistin'e yerleştirmek için uydurulmuş bir yalan olduğunu iddia etmiştir.

Roger Garaudy'de "İSRAİL MİTLER ve TERÖR" adlı eserinde Ahmedi Necad'ın fikirlerini belgelerle yazıya dökmüştür.Ve bu kitabı yazdığı için Avrupa medyası tarafından yerden yere vurulmuştur.

İlgili maddeler

*Auschwitz-Birkenau

Görüşler

Bu konuda henüz görüş yazılmamış.
Gürüş/yorum alanı gerekli.
Markdown kodları kullanılabilir.

Yahudi Soykırımı ilgili konular

Yahudi Soykırımı
Yahudi Soykırımı