Devlet yönetiminin baş sorumlusu kraldır. Hitit tarihinin Asur Ticaret kolonileri çağından başlayarak geçirdiği gelişim evreleri göz önünde bulundurulursa, Hitit kralının diğer doğu devletlerindeki gibi her şeye eğmen bir despot olarak, ortaya çıkmadığı görülür. Anadolu’ya gelerek Hint-Avrupa topluluklarının başı olarak görev yapan yerel prensler, egemenlik alanları genişledikçe büyük prensler, Hitit devleti kurulduktan sonra Tabarna unvanlı büyük krallar ve sonunda majeste ile tanımlanan

Hititler de devlet yönetimi

Devlet yönetiminin baş sorumlusu kraldır. Hitit tarihinin Asur Ticaret kolonileri çağından başlayarak geçirdiği gelişim evreleri göz önünde bulundurulursa, Hitit kralının diğer doğu devletlerindeki gibi her şeye eğmen bir despot olarak, ortaya çıkmadığı görülür. Anadolu’ya gelerek Hint-Avrupa topluluklarının başı olarak görev yapan yerel prensler, egemenlik alanları genişledikçe büyük prensler, Hitit devleti kurulduktan sonra Tabarna unvanlı büyük krallar ve sonunda majeste ile tanımlanan güneşim unvanlı taşıyan evrenin kralı halini alırlar. Bunların yanı sıra kahraman ve tanrı / tanrıça…. . ’nın gözdesi gibi sıfatlar da kralların askeri dinsel özelliklerini uygulamaktadır.

Hititlerde krallık veraset yoluyla geçmektedir. Ancak eski devlet döneminde, kralın kendi yerini alacak veliahdı kendisini hayatta iken belirlemektedir. İlk belgelere göre kralın adaylar arasında en yeteneklisini veliahdı olarak seçtiği ve bunu uygun görmezse değiştirebilmektedir. Veliaht seçiminde, bir tür soylular meclisi olan panku’nun da söz sahibi olduğu görülür. Ancak meclisin krala tutumu değişkendir. Kral yeterince güçlüyse soyluların fikrine başvurma gereği duymaz. Kral yerini sağlamlaştırıncaya kadar panku’nun haklarına saygılı olmak zorundadır. Eski devlet zamanında panku yargılama hakkına sahipti. Meclisi oluşturan soylular toplum tabakaları içinde en yüksek seviyedeydi. Bunlar, yüksek askeri ve idari görevlerde bulunan ve genellikle kral ailesinin yakınları olan kişilerdir. Saray muhafızlarının başı, sarayların başı, içki sunucuların başı, haznedarların başı, asa taşıyıcılarının başı, din başı gibi unvanlara sahip soylulardan sonra toplum erkanından oluşan panku’nun soyundan olanlar oluşturmaktadır. Bu tabakalanmanın dışında toplum, Hitit yasalarına göre, hür insanlar ve köleler olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Tanrıların yeryüzündeki temsilcileri olmalarına karşın, Hitit kralları hiçbir şekilde hayattayken tanrısallaştırılmamaktadır. Ancak öldüklerinde tanrı olan kralların heykelleri tanrıymışlar gibi kutsanmakta ve kurbanlar sunulmaktadır. Tanrılar gibi kutsanmalarına rağmen öldükten sonrada krallar, dünyadaki adlarıyla anılmaya devam edilmekte, önem bakımından ise ölen tanrı olan krallarla gerçek tanrılar hiçbir zaman eşit tutulmamakta ve tanrılar topluluğu içine sokulmamaktadır.

Kral, en yüksek mevkide bulunan rahip olduğu için dinsel bakımdan temiz kalması son derece önemlidir ve bunun için titizlik gösterilmektedir. Kralın temizliğinin, tanrılara gösterilen saygıyı belirttiği kadar, ona yapılacak herhangi bir büyüden korumayı amaçladığı da düşünülebilir. Saray mutfağında görevli kişiler her ay krala temiz su vereceklerine dair ant içmek zorundadırlar. Yıkanma suyu içinde çıkacak bir saç, görevlinin ölüm cezasına çarptırılması için yeterlidir. saraydaki ayakkabıcılar ve diğer deri işçileri sadece saray tarafından üretilen deriyi kullanmak zorundadır. eyer istemede bir yanlışlık yapılmışsa bu krala önceden bildirilirse ancak o zaman affedilmesi söz konusu olmaktadır. “Eyer yanlışlıkla başka deri aldınızsa bunu zamanında krala söylerseniz bu sizin suçunuz sayılmaz. Ben kral, o zaman onu (yani yapılan eşyayı) bir yabancıya yollarım yada hizmetkara veririm. Fakat eyer yaptıklarımı gizlerse ve kral bizi görmez derlerse yanılırlar;kralın tanrıları onları çoktan görmüştür ve onları dağlara kovalarlar. ”.

Hititlerde kraliçeler önemli yere sahiptir. Bulunan yazılı belgelerde kraliçenin sarayı sözü belirtilmiştir. Bundan anlaşılabileceği gibi hükümdar sarayında ayrı kraliçenin bir yapının olduğu anlaşılır. Kraliçeler eşlerinin ölümünden sonra kendi saraylarına çekilmekte yada kraliçenin sarayı diye söz edilen kral sarayı içindeki bir bölüm anlatılmaktadır. Kraliçenin önemli bir yer tutmasına karşın Hitit krallarının doğu tarzında bir hareme sahip olmaları çelişkili bir durum yaratır. Haremde iki çeşit kadın bulunmaktadır. Birinciler, kraliçenin erkek çocuk sahibi olmadığı zaman tahta çıkmaya hak kazanan çocuklar doğurabilen hür kadınlardır. İkinciler ise kadın köledir. Bunlar ve çocukları, önki kralın soyundan olanlarla birlikte büyük kral ailesini oluşturmaktadır. Erkek çocuklar rahip, ordu komutanı ve imparatorluk toprakları üzerine belirli kent yada bölgelerde kral olabiliyorlardı. kız çocu- larda devletin dış siyasetine katkıda bulunmakta, başka ülkelere gelin olarak yollanmakta ve devletler arası ilişkiler kurmakta ve aileler arası bağları güçlendirmektedir.

Hitit devlet yönetiminin temeli eski devlet zamanından bu yana daima feodal tımar sistemi oluşturmaktadır. İlk zamanlarda devlet toprakları daha büyümüşken, savaşlarla yeni kazanılan kentlerin yönetimi, prenslere verilmektedir. Ele geçen belgelerde Zalpa ve Trappaşan da, kentlerin prenslerin yönetiminde olduğu bilinmektedir. Hititlerin bazı döneminde başkent olan dattaşaya sonradan bir kral atanmıştır. Bu krallar kendilerine verilen topraklara karşılık merkezi hükümete karşı bir takım hükümlükler altına girmekteydi. Bunlar içinde en önemlisi iç ve dış askeri faaliyetler için belirli miktarda yaya ve arabalı savaşçıyı hazır tutmaktı. Hitit kralının dikte ettirdiği anlaşılan antlaşmalarla, Hatti ülkesinin çıkarları doğrultusunda bir tutum ve davranış içine sokulan vasat krallıklarada bir çeşit tımar gözüyle bakılmaktadır. Hititlerin bazı dönemlerde Amurnu ve Ugarit krallarının Hitit kralına vergi verdikleri Hattinin düşmanlarına düşman, dostları ile de dost olmak zorunda bırakıldıkları, kralın soyunu korumakla yükümlü tutuldukları ve krala ihanete kalkışıp, ülkelerine sığınanları geri vermek zorunda oldukları, egemenlik haklarını korumayı üstlenmektedir. Doğal olarak herhangi bir yasal krallığa yönelecek düşmanın Hatti tarafından bertaraf edileceği biliniyordu. Bu eşit devlet arasındaki bir savunma anlaşmasından farklıdır;yasal krallığın elden gitmesi, doğrudan doğruya Hitit devletinin çıkarlarının azalması anlamına gelmektedir. Diğer kişilere toprak dağıttıkları ele geçen arazi bağış belgelerinden anlaşılmaktadır. Kralın mührü ile damgalanmış bu belgeler ile sarayın mülkiyetindeki tarla, otlak, orman ve bahçeler, adları yazılı kişilere armağan edilmiştir. Bu toprakların, bağışı yapılan kişinin ölümünden sonra da oğullarına ve torunlarına geçmesi de sağlanmaktadır. Toprak bağışları karşılığında, devletin bazı istemlerde bulunmuş olması doğaldır. İ. Ö. 13. yy’da bağışlanan toprakların sahipleri üzerinden tımar hizmetleri ve vergilerin kaldırıldığına ilişkin belgeler bunu kanıtlamaktadır.

Yanıtlar