--}}

Friedrich Nietzsche

1844-1900 yılları arasında yaşamış olan ünlü Alman düşünü­rü. Temel eserleri: Die Fröchliche Wissens­chaft [Neşeli Bilim], Alsa Sprach Zarathust­ra [Zerdüşt Böyle Buyurdu], Jenselts von Güt und Buse [İyi ve Kötünün Otesinde], Zur Genealogie der Moral [Ahlâkın Soykü­tüğü Üstüne], Der Wille zur Macht [Güç is­temi

Friedrich Nietzsche 1882
Friedrich Nietzsche 1882
1844-1900 yılları arasında yaşamış olan ünlü Alman düşünü­rü. Temel eserleri: Die Fröchliche Wissens­chaft Neşeli Bilim, Alsa Sprach Zarathust­ra Zerdüşt Böyle Buyurdu, Jenselts von Güt und Buse İyi ve Kötünün Otesinde, Zur Genealogie der Moral Ahlakın Soykü­tüğü Üstüne, Der Wille zur Macht Güç is­temi.

Aydınlanma akılcılığı, hümanizm ve deizminin mantıksal sonuçlarını çıkarsa­mış olan Nietzsche, Kierkegaardın yaptığı gibi, ne fideizm yoluna girmiş, ne de Hegel gibi, inanç ve aklı daha yüksek bir düzlemde uzlaştırmaya çalışmıştır. Başka bir deyişle, Aydınlanma düşüncesinin man­tıksal sonuçlarını çıkartırken, Aydınlanma­nın silahı olan aklı en keskin bir biçimde kullanmış olan Nietzsche, ‘Tanrı’nın öldü­ğünü’ iddia etmiştir. Tanrı’nın ölümü karşı­sında, hümanizmin de anlamı olmadığını, zira Tanrı’nın yokluğunda, insanın metafi­ziksel bakımdan ilk ve temel olma iddiası­nın bir temeli bulunmadığını öne süren Ni­etzsche, hümanizme karşı çıkışında, insanı tanrılaştıran, ona hayvanı varoluşu aşma imkanı veren başarıların temelinde, hakika­tin değil de, yanlış ve yanılsamanın bulun­duğunu göstermeye çalışmıştır.

Başka bir deyişle, Yunan felsefe ve sana­tına ilişkin araştırmasında, sanatın uyum ve düzenle birleştirilen Apollon’a dayanmadığı­nı, Dionysos’un kaotik ve yıkıcı gücünün bir ifadesi olduğunu öne süren Nietzsche, dü­zenli bir görünüşler dünyası fikrinin, uyumlu ve birlikli bir gerçeklik inancının koca bir yalan olduğunu, Batı metafiziğinin, en azın­dan Sokrates’ten beri gerçekliği çarpıttığını, metafiziğin insanlığın temel yanlışlarını, sanki onlar en temel hakikatlermiş gibi ifade eden sözde bir bilim olduğunu öne sürmüştür. Aklın da duyuların tanıklığını çarpıtmak için kullanıldığını söyleyen filozof, görünüş­lerin fenomenal dünyası dışında hiçbir şeyin olmadığını savunmuştur.

Bu çerçeve içinde, görüşlerini daha çok etik alanı üzerinde yoğunlaştıran Nietzsche on dokuzuncu yüzyılın diğer düşünürlerin­den birkaç noktada farklılık gösterir: Başka­ları, 19. yüzyılı güç ve güvenlik çatı olarak görürken, Nietzsche modern insanın benim­sediği değerlerin geleneksel dayanaklarının çöktüğünü düşünmüştür. Prusya ordusu güçlenir ve teknik ilerlemeler, insanlığın ge­leceğiyle ilgili olarak büyük bir iyimserliğin doğuşuna yol açarken, Nietzsche insanlığı gelecekte korkunç savaşların beklediğini sezmiştir. O, modern insanı tam bir hiççiliğin beklediğini savunmuştur. Modern insan için, Alman ordusunun güçlenmesi, bi­limsel gelişmeler pek önemli değildir. Asıl önemli olan, Hıristiyanlığın Tanrı’sına duyu­lan inancın sarsılmış, Hıristiyan ahlakının da­yanağını yitirmiş olmasıdır.

Nietzsche’ye göre, Hıristiyanlığa duyulan inanç çökerken, insanlar Darwin’in evrim fikrine giderek daha çok inanır olmuşlardır. Çok tehlikeli olan bu gelişme, ona göre, insan ve hayvan arasındaki ayrımı ortadan kaldırmıştır. Nietzsche’e göre, Tanrı inan­cının çöktüğü yerde, insanlardan Darwin’in öğretisine inanmaları bekleniyorsa, gelecek­te vahşi ve korkunç savaşların ortaya çıkışı hiç kimseyi şaşırtmamalıdır.

Nietzsche’e göre, insan özü itibariyle iyi ve yetkin bir varlık değil de, bir kaplanın sırtına atlamaya can atan tamahkar, merha­metsiz, tatminsiz ve kötücül bir varlıktır. Bununla birlikte, insanlar yüzyıllardan beri bu doğru bilgiyi, insanın iyi ve yetkin bir Tanrı tarafından özel olarak yaratılmış eşsiz bir türün üyesi olduğu ve Tanrı’nın insanı yerleştirmiş olduğu evrenin teleolojik bir sistem meydana getirdiği kurgusu ya da hi­poteziyle bastırmıştır. Nietzsche’ye göre, bilim bu kurgu ya da rasyonalizasyonların yanlış veya temelsiz olduğunu göstermiştir. İnsanın Tanrı tarafından yaratılmış özel bir varlık olduğu veya evrende bir düzen bu­lunduğu fikrinin bir masaldan başka hiçbir şey olmadığı bilgisi, insanların karşı koyu-şuna ve ondan habersiz olma arzularına rağ­men, bilincimize adeta zorla girmektedir.

Friedrich Nietzsche’ye göre, bütün uzla­şımsallığımız, geliştirmiş olduğumuz tüm değerler, insanları dünyanın gerçek doğasını görmemizi engellemek amacıyla gelişti­rilmiş araçlardan başka hiçbir şey değildir­ler. İnsan ona göre, görünüşün gerisindeki çıplak gerçeği görmekten ve dünyanın amaçsız, anlamsız olduğunu teşhis etmek­ten kaçındığı için, yüzeyde kalmayı, rahat­lık veren düşüncelere sığınmayı, ortalama değerlerle yaşamayı yeğler.

Tanrı’nın öldüğünü söyleyen Nietzsche, söz konusu görüşü ve ebedi dönüş öğreti­siyle, işte bunu yıkmaya kalkışır. Buna göre, Tanrı’nın öldüğünü söylemek, insanla­rın evrende bir düzen bulunduğuna artık daha fazla inanamayacaklarını söylemek anlamına gelir. Nesnel bir düzen gibi gözü­ken şey, ona göre, insanın evrende bir amaç ve anlam bulunduğuna inanma ihtiyacının kaosa yansıtılmasından başka hiçbir şey de­ğildir. İşte, evrende olup biten her şeyin yeni baştan birçok defa yeniden ortaya çıkacağı­nı dile getiren ebedi dönüş öğretisi, insanın amaç ve anlamdan yoksun olan bu dünyaya birçok kez, geleceğini vurgulayarak durumu biraz daha ağırlaştırır. Tanrı var değilse eğer, Friedrich Nietzsche’ye göre, insanın çaba ve mücadelelerini, boşuna olmaktan kurtarıp, temellendirecek bir şey de yoktur ve ilerleme dediğimiz şey bir tam bir yanıl­samayı ifa eder.

Friedrich Nietzsche, işte bu durumu insa­nın bu dünyadaki durumunu, Platon’un ünlü Mağara benzetmesinde geçen insan ya da mahkumların durumuna benzetir. Nietzs­che’ye göre. On dokuzuncu yüzyılın, fabrika­larda çalışan köle insanı bir mağaranın di­binde zincire vurulmuş olarak ve duvardaki gölgeleri gerçek sanarak yaşamaktadır. Ni­etzsche de, tıpkı Platon ve Kierkegaard gibi, zincirlerden kurtulmanın mümkün ol­duğuna inanır. Örneğin, Platon’a göre, az sa­yıdaki birkaç insan, bu iş ne kadar zahmetli olursa olsun, zincirlerinden kurtulup, mağa­ranın dışına, idealar dünyasına yükselebilir. Bunu da insanlar, herhangi bir doğaüstü gücün yardımıyla değil de, kendi doğal güç­leri veya akıllarıyla başarabilirler. İşte bu nokta, Kierkegaard ve Nietzsche’nin, Pla­ton’dan ayrıldıkları yerdir. Kierkegaard da, elbette mağaranın dışında güzel ve aydınlık bir dünya bulunduğundan emindir. Fakat onda, kurtuluş ve mağaranın dışındaki gü­neşli dünyaya yükseliş, doğal yollarla değil de, doğaüstü bir yoldan, yani imanın sıçra­yışıyla, insanın kendisini Tanrıya teslim et­mesi suretiyle olur.

Nietzscheye göre, yalnız Platon değil, Kierkegaard da kendi kendisi aldatmaktadır, zira mağaranın dışında başka bir dünya yok­tur. Zincirlerden kurtuluştan. mağaranın ağı-zina doğru tırmanıştan söz etmek mümkün olmakla birlikte, mağaradan çıkıştan söz edebilmek mümkün değildir. İşte mağaranın karanlığı içinde, zincirlerden kurtulup, bu tırmanışı, onun anlamsız olduğunu bile bile, tekrarlayan, bu acımasız hakikati kabul ede­bilecek kadar güçlü olup gülebilmeyi bece­ren insan, Nietzsche’nin üstün insanıdır.

Nietzschenin üstün insanı, demek ki, belli bir evrim sürecinin ardından, insanlar arasından çıkıp, bütün insanlığı yönetecek, tüm insanlara tahakküm edecek bir diktatör değildir. O, her ne kadar on dokuzuncu yüz­yılda kapitalizmin yarattığı fabrika köleleri­ne,kapitalizmin Hıristiyanlıktan miras alıp koruduğu köle ahlakına, burjuva demokrasi­siyle onun eşitlik idealine karşı çıkarken, bu düzenin veya Avrupa’daki demokratikleş­menin bir yandan da zorbalık, acımasız bir diktatörün ortaya çıkışı için gerekli altyapı­yı hazırladığını söylemiş olmakla birlikte, onun üstün insanı, sanıldığının tersine, Hit­ler değildir. Nietsche’nin üstün insanı varo­luşun boşluğunu ve anlamsızlığını görebi­len, mağaradaki karanlık içinde her şeye rağmen tırmanmayı seçen az sayıdaki birey­dir. Üstün insan, kendisi, tutkuları, güçlü yanları ve zayıflıkları üzerinde egemenlik kurarak, başkalarının ya da kendi tutku veya güçsüzlüklerinin kölesi olmaktan kur­tulup, efendi haline gelmiş olan insandır. Üstün insan varlığın doğasını, varoluşun özünü temaşa ettikçe, bulantı duyan, fakat bu bulantıyı aşacak kadar güçlü olan in­sandır.

Üst insana örnek olarak, Büyük İsken­der’i, Sezar’ı, Napolyon’u ve Leonardo’yla Michelangelo’yu veren Friedrich Nietzs­cheye göre, üstün insan eğilip bükülmeye­cek derecede güçlü ve katı, geleneksel kurum ve değerleri yıkabilecek kadar cesur, bulamadığı düzeni meydana getirecek kadar yaratıcı ve kötümserliği olumlamaya dönüş­türecek kadar seçkin olan biri olmak duru­mundadır, üstün insanı belirleyen en önem­li özellik olarak yaratıcılık üzerinde duran Nietzsche, bu yaratıcılıkla da daha çok sa­natsal yaratıcılığı anlatmak ister. Yaratıcılı­ğı ise güç istemine bağlayan filozof, doğala­rı farklı olsa da, tüm insanlarda ortak olan bir öğe bulunduğunu söyler: Güç isteği, ya da çevreye egemen olma dürtüsü. Ona göre, bütün varlığın temelinde, daha güçlü olma­ya yönelmiş bir istek, bir irade vardır. Nietzsche canlı olanın, yaşayanın bulunduğu her yerde güçlü olma isteğinin kökleşmiş olduğunu söyler. Yaşamın temel nedeni, güçlü olma isteğidir. İnsanoğlu yalnızca kendini korumak ve yaşamak istemez, insa­noğlunun asıl istediği daha güçlü olmaktır. Bu evren güçlü olma isteğinin hüküm sür­düğü bir evrendir.

Güç istemi, güçlü olma arzusu, kendisini hiçbir sınır tanımadan her yöne fırlamak, her tarafa saldırmak şeklinde gösterir. Fakat bu, hayvani ve vahşi olan bir şeydir. Oysa insanı insan yapan şey, kendisindeki güç is­temini koruyup yönlendirebilme yeteneğidir. İnsanın kendisini, ideal bir düzen yaratma adına, kaosa düzen yükleme amacıyla bu şe­kilde disipline etmesi, Nietzsche’ye göre, güç isteminin en yüksek ifadesidir. Üstinsan, baş­kalarından çok, kendisini aşabilen; başkaları­nın değil de, kendi kendisinin efendisi olabi­len insandır. üstün insanı insanın kendi kendisini gerçekleştirebilmesinin bir modeli olarak gören Nietzsche, bu bağlamda sanat­sal yaratıcılığı insanı Tanrı’ya en fazla ben­zeten özellik olarak değerlendirmiştir. Tanrı’nın yokluğunun sonucu olan düzen yoksunluğunda, yaratıcı ya da üstün insan, kendi içindeki kaostan minyatür düzen yara-tıp, bunu dış dünyadaki kaosa aktarabilen ki­şidir.

Başka bir deyişle, insan için mutluluğun, hazda değil de, güçlü olmakta yattığını söy­leyen, Nietzsche’ye göre, böyle bir mutlulu­ğa varmak, sert bir disiplini gerektirir; çünkü hayvanI içgüdülere, basit hazlara ka­pıldığı sürece, insan gerçek ve üstün güçten yoksun kalır. Duygularını, eğilimlerini yü­celten insan, hayvanların içinde bulunduğu durumdan sıyrılarak yükselir ve gerçek insan varlığına ulaşır. İşte bu ideal insan, Nietzsche’nin üstün insanıdır. Ona göre, üstün insan, insanoğlunun amacıdır.

Nietzsche insanın yenilmesi, aşılması ge­reken bir varlık olduğunu söyler. Her varlık kendisinden üstün bir şey yaratmıştır; bun­dan dolayı, insanın da kendisini aşması ge­rekir. Maymun insanın gözünde ne ise, insan da üstün insanın gözünde o olmalıdır. Nietzsche, yeryüzünün anlam ve amacının üstün insan olduğunu söyler, çünkü insan doğasına yaraşan, güçlü, korkusuz ve acı­masız olmaktır; yaratıcılığa ve ileriye yönel­mektir. Nietzsche insanın ahlaki değerleri olduğu gibi benimsemek yerine, yeni değer­ler yaratması gerektiğini savunur. İnsan de­ğerleri hazır bulamaz, çünkü değerleri ona aktaracak hiç kimse yoktur. İnsanoğluna, iyinin ve kötünün ne olduğunu anlatacak, açıklayacak ve kabul ettirecek üstün otoriteler bulunmamaktadır. İnsan yapayalnızdır ve hayatının anlamını, bağlanacağı değerleri yeni baştan özgürlük içinde kendisi yarat­mak zorundadır.

Nietzsche’ye göre, yaşamın temelinde güçlü olma isteği var ise, eşitlik, toplumsal barış ve çıkarlarda uyum söz konusu olamaz. O, Hıristiyanlığın ve genel olarak idea­lizmin ahlak anlayışının, bir sahtekarlık ve yanıltmaca olduğunu söylemiştir. Nietzsche acıma ve sevgi ahlakını, güçlü insanı yolun­dan çeviren, onu güçsüz insanlar düzeyine indiren ve küçülten bir tuzak ve bir tur iki­yüzlülük olarak görmüştür. 0, zamanının bu ahlakını bir köle ahlakı olarak nitelemiş ve Hıristiyanlığın tüm değerlerine karşı çık­mıştır. İnsanlığı bu köle ahlakından kurtar­ma çabası veren Nietzsche, bunun yerine efendi ahlakını önermiş ve böylelikle insan­lara yeni amaçlar, yeni değerler getirmeye çalışır.

Hayat Kronolojisi

1844 15 Ekim: Nietzsche, Leipzig'in güneybatısında Saksonya'da bir Prusya köyü olan Röcken'de Karl Ludwig Nietzsche adında papaz bir babanın oğlu olarak dünyaya gelir.

1849 30 Temmuz: Babasının ölümü.

1858: Naumburg yakınlarında Almanya'nın önde gelen Protestan yatılı okulu Schulpforta'ya kayıt yaptırır.

1864 Ekim: Teoloji ve filoloji öğrencisi olarak Bonn üniversitesine kayıt yaptırır.

1865 Ekim: Nietzsche, Bonn'daki filoloji hocası F.W.Ritschl'in peşinden Leipzig'e gider ve eğitimine burada devam eder. Leipzig'de eski kitaplar satılan bir dükkanda Schopenhauer'in bir kitabını bulur ve arkadaşlarına bundan böyle bir "Schopenhauer'ci" olduğunu açıklar.

1868 8 Kasım: Nietzsche'nin Leipzig'de Richard Wagner'le ilk buluşması.

1869 Şubat: Henüz doktorasını tamamlamamış olan Nietzsche, Ritschl'in tavsiyesi üzerine Basel üniversitesi klasik filoloji bölümüne genç yaşta öğretim görevlisi olarak atanır.

17 Mayıs: Nietzsche'nin Wagner ve Cosima'ya (von Bülow) Tribschen'de ilk ziyareti.

28 Mayıs: Basel üniversitesinde "Homeros ve klasik filoloji" üzerine bir açılış konuşması yapar.

1870 Ağustos: Nietzsche, Fransa-Almanya savaşı patlak verince üniversiteden izin alır ve gönüllü sıhhiye eri olarak cepheye gider. Ama sağlığının bozulması nedeniyle iki ay sonra Basel'e geri döner.

1871 Ocak: Basel üniversitesi felsefe kürsüsüne yaptığı başvuru geri çevrilir. İsviçre Alp'lerinden kalbi kırık bir şekilde ayrılır ve klasik filolog olarak mesleğinden giderek hoşnutsuz olmaya başlar, felsefeye yönelir. Bu yıldan sonra Nietzsche bozuk sağlığıyla sürekli bir mücadeleye girer.

1872 Ocak: İlk kitabı "the birth of tragedy out of the spirit of music" (müziğin ruhundan trajedinin doğuşu) yayınlanır.

Şubat - Mart: Basel'de "eğitim kurumlarımızın geleceği" konulu halka açık seminerler verir.

22 Mayıs: Nietzsche, Bayreuth tiyatrosunun temel atma töreni için Bayreuth'a giden Wagner'in 59. doğum gününde besteciye eşlik eder.

1876 Ağustos: 1. Bayreuth festivali. Wagner'le dostluğu gölgelenir.

Eylül: Paul Ree ile birlikte Bayreuth'tan ayrılır. Ekim: Basel üniversitesi sağlığının bozuk olduğu gerekçesiyle Nietzsche'ye bir yıllık hastalık izni verir.

1878: "Human, all to human" (insanca, pek insanca) ilk bölümü Voltaire'e adanmıştır.

3 Ocak: Wagner Nietzsche'ye yeni yayımlanan eseri Parsifal'in bir kopyasını gönderir.

Mayıs: Nietzsche Wagner'e yazdığı son mektupla birlikte "insanca pek insanca: Özgür ruhlar için bir kitap" adlı çalışmasının bir kopyasını gönderir. Wagner'den tamamen kopar.

1879: İnsanca, pek insanca'nın ikinci cilt birinci kısmı: Assorted opinions and maxims. Nietzsche sağlığının bozukluğu öne sürülerek Basel'deki kürsüsünden istifa etmeye zorlanır. Bundan sonraki on yıl boyunca otel odalarında ve pansiyonlarda yaşayan yalnız bir gezgin yaşamı sürecektir.

1880: İnsanca, pek insanca, ikinci cilt ikinci kısım: gezgin ile gölgesi.

1881: Tan kızıllığı. Ahlakın önyargıları üstüne düşünceler. Sils Maria'da ilk yazını geçirir.

1882: Şen bilim (Neşeli bilgelik adıyla da bilinir) 125. aforizmada bir deli, tanrının öldüğünü açıklar.

Mart: Paul Ree Roma'ya gitmek üzere Cenova'da Nietzsche'den ayrılır. Ree Roma'da Lou Salome ile tanışır ve ona aşık olur.

Nisan: Nietzsche Roma'ya gider ve Lou Salome ile tanışır. Nietzsche bir kaç gün sonra, önce Ree aracılığı ile daha sonra şahsen Salome'ye evlenme teklif eder. Teklifi geri çevrilse de kendisi, Ree ve Salome arasındaki düşünsel "menage a trois" bağlılıktan hoşnuttur. Yıl sonunda Nietzsche, Ree ve Salome'den kopar ve kendisini ikisinin ihanetine uğramış hisseder.

1883: Böyle buyurdu Zerdüşt: Herkes ve hiç kimse için bir kitap adlı çalışmasının birinci ve ikinci kitaplarını yazar.

13 Şubat: Wagner'in ölümü, 1884, Nice'de Zerdüşt'ün üçüncü kısmını yazar.

1885: Zerdüşt'ün dördüncü ve son bölümünü sınırlı sayıda ve kendi başına yayımlatır.

1886: İyinin ve kötünün ötesinde. Geleceğin felsefesine prelüd.

1887: Yeraltından notlar'ın Fransızca baskısı tesadüfen eline geçer ve böylece Dostoyevsky'i keşfeder. 10 Kasım: Ahlakın soykütüğü üstüne: Bir polemik.

1888 Mayıs - Ağustos: Wagner olayı; Dionysos Dithyrambosları'nı bitirir. (1891'de yayımlanır.) Eylül: Deccal (1894'de yayımlanır.)

Ekim - Kasım: Ecce Homo'yu yazar. (Kitabın yayımlanması Elisabeth Förster Nietzsche tarafından 1908'e dek ertelenir.)

Aralık: Nietzsche Wagner'e karşı. (1895'te yayımlanır.)

1889: Putların alacakaranlığı (Özgün adı: Bir psikoloğun atıllığı.)

3 Ocak: Nietzsche, Torino'da Piazza Carlo'da sinir krizi geçirir ve sahibi tarafından kırbaçlanan yaşlı bir atın boynuna sarılarak ağlar.

18 Ocak: Jena üniversitesindeki psikiyatri kliniğine kaldırılır. Doktorlar "ileri yeti yitimi" teşhisi koyarlar.

1890: Nietzsche'nin annesi oğlunu alır ve bakmak üzere Naumburg'taki evine getirir.

1897 20 Nisan: Annesinin ölümü. Kız kardeşi Nietzsche'yi alarak beraberinde Naumburg'tan, 1894'de Nietzsche arşivini taşımış olduğu Weimar'a götürür.

1900 - 25 Ağustos: Nietzsche Weimar'da ölür. Röcken'de babasının mezarının yanına gömülür.

1901: 1880'lerde kaleme alınan Nachlass'tan 500 bölüm Güç istemi adıyla yayımlanır. 1906'da kitabın ikinci baskısı bu sefer 1067 bölümlük bir çalışma olarak piyasaya çıkar.

Kaynak: [1]

Düşünceleri

Nietzsche’nin Tanrının Ölümü Düşüncesi

Nietzsche “Hiçbir adalete sığmayan, sayısız çatışma ve acılar iyi bir Tanrı’ya nasıl mal edilebilir?” düşüncesinden yola çıkarak, Tanrı’nın ölümünün insanın anlaşılmaz olan doğasını yenmesi için ve üst insan’a ulaşılabilmesi için bir mecburiyet olduğunu savunmuştur.

Tanrı’nın, insanı yeryüzüne acı çekmesi için yolladığına inanır. Nietzsche bunu Empedokles, adlı esrinde de vurgulamıştır. Nietzsche’ye göre sanatçı Tanrı kendisini Yunanlıya bir model olarak sunar: Onun kendisine bir şekil vermesini, mermerin yada taşın içinde gizli kalan heykeli çıkarıp, sonra da gerçekleştirilen bu sanat yapıtının tadına varmasını önerir. Hristiyan Tanrı ise emredicidir. İnsanın dünya nimetlerinden faydalanması yerine, çile çekmesini ister. Tanrı’yı yadsıyoruz, Tanrının sorumluluğunu yadsıyoruz ve böylece, yalnızca dünyayı biliyoruz.” Nietzsche olaylar sonrası insanların Tanrı’yı suçlamayarak suçu dünyaya bulmalarının yanlış olduğunu düşünmüştür.“ Nietzsche’ye göre geliştirmiş olduğumuz tüm değerler, dünyanın gerçek doğasını görmemizi engellemek amacıyla geliştirilmiş araçlardan başka hiçbir şey değildirler.

Nietzsche’nin Ebedi Dönüş Ve Üstinsan Düşüncesi

Nietzsche’nin ebedi dönüş (Bengi Dönüş) ve üstinsan görüşleri birbirinin tamamlayıcısı durumundadır. Nietzsche ebedi dönüş görüşü ile insanın dünyaya tekrar tekrar geleceğini savunur. “ Nietzsche’ye göre; insan tüm yaşamı durmadan döndürülen bir kum saatidir.” Sonsuz dönüşteki tehlike, insanın üstinsan olmak için üstesinden geldiği bütün sorunların yeniden ortaya çıkmaları ve yeniden üstesinden gelme zorunluluğudur. Üstinsana ulaşmada insanın önündeki en büyük engeli Tanrı olarak görmektedir.

Kaynak

* Vikipedi * http://www.nicelizm.net/modules.php?name=Content&pa=showpage&pid=1]

Linkler

* http://www.nicelizm.net/modules.php?name=Content&pa=showpage&pid=13 Nietzsche'nin Sözleri
  • http://www.agellus.org/nietzsche/Wiki Nietzsche

İlgili konuları ara


Görüşler

Bu konuda henüz görüş yazılmamış.
Gürüş/yorum alanı gerekli.
Markdown kodları kullanılabilir.

Friedrich Nietzsche
Friedrich Nietzsche